Blog49

“Kızkaçıran” Filmi Ceren-Emir Benderlioğlu Röportajı

Korhan Uğur’un hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yaptığı Kızkaçıran filmi 8 Nisan’da gösterime girdi. Biz de sizler için filmin başrol oyuncuları;  Ceren Benderlioğlu ve Emir Benderlioğlu ile bir araya geldik, merak ettiklerimizi sorduk.

Casting Türkiye: Hoş geldiniz! :)

Ceren-Emir Benderlioğlu: Hoş bulduk. 

CT: Malum film yeni gösterime girdi. Sizlerle konuşmak, röportaj yapmak isteyen pek çok kişi olacaktır, lafı fazla dolandırmadan ilk sorumuza geçmek istiyoruz. Film hakkında bilgisi olmayanlar için kısaca filmin öyküsünden söz edebilir misiniz?

Ceren: Film için “Ahmet’in başına gelen olaylar silsilesi” diyorum ben. İki genç, fakirler, birbirlerini seviyorlar ama kız “ben bu şekilde bir hayat yaşamak istemiyorum, sadece sevmek yetmiyor, hayatımın bundan sonrasını daha rahat yaşamak istiyorum” diyor ve Ahmet’i terk ederek, bir iş adamı ile evleniyor. Ahmet psikolojik olarak dibe çöktüğü bir anda Gül’den başka kaybedecek bir şeyi olmadığını fark ediyor. Gül’ü düğünden kaçırıyor. Yalnız kaçırırken yanlışlıkla damadı da kaçırıyor. :) Gül’ü dedesinin yanına köye götürürken, o yol boyunca başlarına bir çok şey geliyor.

CT: Tam kız kaçırma

Ceren: Evet tam bir kız kaçırma. Karakterler gerçek, her şey doğal, insanlar gülsün diye hiç bir zorlama barındırmayan, 90 dakika boyunca filmin nasıl başlayıp nasıl bittiğini anlamayacağınız dolu dolu eğleneceğiniz bir film oldu.

Emir: Evet, Ceren her şeyi anlattı. 

CT: “Kızkaçıran” filminde yer alma durumunuzu biraz açıklar mısınız? Bu projede yer alma fikri nasıl gelişti?

Ceren: Senayodan çok etkilendik çünkü her oyuncunun karşılaşabileceği bir senaryo değildi. Serileşmeye başlamış bir Korhan Uğur senaryosu vardı ortada. Projenin bir parçası olmak istedim açıkçası.

CT: Sağ Salim’in bunda bir etkisi oldu mu?

Ceren: Sağ Salim’i seyretmemiştim, açıkçası bir fikrim de yoktu. Proje geldiğinde hem yönetmenin hem de senaristin aynı kişi olduğunu öğrendim. Daha önce de yaptığı işlere baktığım zaman Sağsalim’i gördüm ve izledim. Farklı buldum. Özellikle serinin birincisi benim çok hoşuma gitti.

Emir: Evet aynen Ceren’in dediği gibi (gülüşmeler). Ben senaryoyu ilk kez okuyup bitirdiğimde hemen menajeri aradım ve  bu işte olmak istiyorum dedim. Çünkü senaryoyu çok beğendim. Senaryo farklı bir senaryoydu. Korhan ağabeyle tanıştıktan sonra da bakış açısının ne kadar değişik olduğunu gördüm. İlişkimiz çok sıcak başladı ve öyle de devam ediyor. 

CT: Projenin devamında da sizleri bir arada görmek güzel olur.

Ceren: İnşallah

Emir: Buna seyirci karar verecek.

Ceren: Biz bu yola bir üçleme olarak çıktık ama bakalım bir seyirci görsün Kızkaçıran’ı, bir sevsin, bir içine alsın, bağrına bassın, ondan sonra biz de yol alırız.

CT: Senaristi ve yönetmeni farklı bir filmden ziyade, hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yapan Korkan Uğur ile çalışmak nasıldı?

Emir: Bunun yurtdışında ki adı “autor” dur. Bu bahsettiğimiz kavram içerisinde yer alan kişiler, hem hikayenin anlatmak istediklerine sadık hem de sete son derece hakim oluyorlar. Bu bize, Korhan Uğur’un özelinde, çok şey kattı. Sette bana çok şey kattı çünkü, yönetmenin bu hakimiyeti ister istemez kendi karakterinizi ve senaryoyu hakimiyetiniz altına almanızı sağlıyor.

CT: “Kızkaçıran” sizin birlikte rol aldığınız üçüncü projeniz.

Emir: Doğru.

Ceren: 3. Projemiz ama 2. Sinema filmimiz :)

CT: Diğer projelere göre bir fark var mıydı yoksa artık alıştığınız bir durum mu beraber çalışmak?

Ceren: Beraber çalışmaya alıştık ama kızımızdan sonra ilk filmimizdi. Öyle bir özelliği vardı. Çocuk doğduktan sonra başka bir olgunluğa giriyorsun, bakış açın da değişiyor. Kendi adıma söylemem gerekirse benim için, 17 yaşımdan beri bütün kariyerimi arkama alırsam, yaptığım en güzel, en büyük ve en önemli işlerden bir tanesiydi.

Emir: Az önce verdiğim cevapta da “benim okur okumaz içinde olmak istediğim projeydi” dedim. Bu bütün kariyerim boyunca bu şekilde nitelendirebileceğim tek iş. O yüzden benim için gerçekten güzel bir proje. Umarım bu özelliğini gişede de kaybetmez, izleyiciler de bizim emeklerimizin karşılığını verir. Bizim karı koca olmamızın özelinde bu sorunun cevabına gelecek olursak, alışmışız diyebilirim. Bizim beraber çalışmaya alıştığımızı bu filmde gördüm.

Ceren: Sana şöyle söyleyeyim, ilk filmimizde mesela röportaj verirken bile heyecanlıydık, çünkü birbirimizin nasıl röportajlar verdiğini bilmiyorduk. Şu an baktığım zaman çok rahatım çünkü Emir’in özünü biliyorum o da benim özümü biliyor. Ben onun yanında yabancılaşmıyorum veya bir şeyden çekinmiyorum çünkü benim doğalımı biliyor. Kısacası birbirimizin köşelerini biliyoruz.

Emir: Çalışırken de keyifli oldu yani, keyifli oldu. Güzel oldu.

CT: Çekimler İzmir Çeşme’de gerçekleşti. Kasım ortasında ve Çeşme’ de olmak nasıldı?

Ceren: Bir kere gittiğimiz günden itibaren Çeşme bizi Kasım ayına yakışmayacak bir sıcak hava ile karşıladı.

Emir: Biz Kasımda kasım kasım kasılmadık. :)

Ceren:  Çeşme bizi çok güzel bir havayla karşıladı, döndüğümüz gün yağmur yağmaya başladı. Hava bizden yanaydı.

Emir: Ege ağladı biz gidiyoruz diye… Çeşme’de yüzyıldır yağmursuz bir Kasım ayı yok nerdeyse, biz bulut görmedik. Yoksa havada bulut sen bunu unut olurdu. Çünkü dönem yaz işi ve hikaye gereği biz hep yoldayız.  Oranın yerlileri böyle bir kasım hatırlamıyoruz dedi. Allaha çok şükür güzeldi.

CT: Filmin çekimlerinde kızınızın da yanınızda olduğunu öğrendik. Gelecekte sizin gibi oyuncu olmayı düşünür mü? İlgisi var mı?

Emir: Hayır.

Ceren: Babası düşünmüyor.

Emir: Düşünmüyorum diyorum ama olmaz yani hayır… (gülüşmeler)

Ceren: Şöyle söyleyeyim, Nur gerçekten sosyal bir çocuk. Sanata da yeteneği ve ilgisi var.

Emir: Var.

Ceren: Biz ne kadar engellemeye çalışsak da eğer kendisi bu yolu seçecekse tabi ki seçecek. Şundan eminim ki Nur, sanatı seçerse de dopdolu, altı sağlam olan bir çocuk olacak. 

Emir: Nur daha 3 yaşında. Şimdi bunun 8-10 yaş dönemi de var. 10lu yaşlarda her gün meslek değiştirir her gün hedef değiştirir çocuklar. O dönem bittikten sonra, kendisi ben bunu olmak istiyorum dediği anda ben onun ciddiyetine kanaat getirirsem eğer, ister ergenlik çağında ister daha geç bir yaş olsun, ne olmak istiyorsa onun arkasında duracağız ama onun da istediği şeyin arkasında duracağını benim görmem lazım. Bunun geçici bir heves olmadığına kanaat getirdiğim an da, ben onun arkasında dururum ve elimden geleni yaparım.

CT: İkiniz de yıllardır hem dizi olsun hem sinema olsun bu sektörün içerisindesiniz, Nur’un Çocuk oyuncu olarak bir projede yer almasını ister misiniz?

Emir: Çocuk oyunculuk yok.  

Ceren: Çok set ortamında bulunmasını istemem açıkçası.

Emir: Ben de istemem.

Ceren: Anne baba çocuk olarak böyle kısa süreli bir iş olsa belki olabilir. Hatıra olsun diye de bir yerde oynamasını da istemem, artık hepimizin elinde kameralar var, çekeriz çocuğumuzu hatıranın en büyüğü olur.

Emir: Aile işi olarak sıcak bakıyorsunuz. Kızkaçıran’ın devamı olsa mesela evlisiniz, Gül’le Ahmet’in çocukları olmuş…

Ceren: Ben ve baba ve bir pedagog eşliğinde birlikte oynayacaksak tabi ki olabilir, ama bir çocuk oyuncu olarak onu sete götürmek gibi bir düşüncemiz yok. Kısa sürelili projeler daha çok bir reklam gibi. Tabi onun için de uygun mu bunun düşünülmesi gerek. 3-5 yaşındayken set ortamına girmesini doğru bulmuyorum. İş ortamı var, gece geç saatlere kadar çalışılabiliyor, bazen iki gün eve gitmediğimiz olabiliyor…

Emir: Özellikle dizi sektörü, adımın gözünün yaşına bakmıyor bizim memleketimizde. Biz bu işin çocuklara ağır geldiğini düşünüyoruz. Yanlış anlaşılmasın bu bizim yakındığımız bir durum değil. Biz yetişkinler olarak işimiz ne kadar zor olursa olsun, kendimize bir mental kanal açabiliyor, bir yol bulabiliyoruz. Bunu yapmamız lazım, bu işimiz,  seviyoruz, ev geçindiriyoruz, gibi gibi bir motivasyon buluyorsun kendine. Bu motivasyonu küçük bir çocuğun sağlaması güç. Bir yerde çocuk patlıyor “ben ne yapıyorum burada?!” diye. Ben kendi çocuğumu sette düşünmüyorum.

CT: Planlarınız neler, gelecekte sizleri nasıl projelerde göreceğiz? Halihazırda planladığınız projeleriniz var mı?

Ceren:  Kızkaçıran’ın tanıtımlarından sonra ki tüm işlerimle şirketim ilgileniyor. 

CT:  Hepimizin kazanç elde etmek gibi bir çabası söz konusu, tüm bunları bir kenara koysak, nasıl işler yapmak isterdiniz?

Emir: Ben deniz kıyısında beyaza boyanmış ahşaptan ve açık camlarında rüzgardan beyaz perdelerin estiği bir evde çıplak ayaklarımla sabahtan akşama kadar resim yapmak isterdim….. Tabi ki yanımda karım ve çocuğumla (Gülüşmeler)

CT: Bunu bekliyorduk… :)

Ceren:  Hiç para kazanma derdim olmasa bir sahil kasabasına yerleşir sabahtan akşama kadar deniz kenarında oturup kitap okurdum. :)

Emir: Resim ya resim yapmak.. O yağlı boyanın kokusu, tinerin etkisi… :)

Ceren: Oyunculuk dışında bir meslek seçecek olsam kesinlikle bir olay yeri inceleme ekibinde çalışmak isterdim.

Emir: Asistanın olabilir miyim?

Ceren: Tabii anlaştık.

CT: Oyunculuğun haricinde senaryo yazmak, yönetmek farklı bir alanda bulunmak, çalışmak gibi bir düşünceniz var mı geleceğe dair.

Emir: Ben animasyon filmi yapmak istiyorum. Benim eskiden beri en büyük hayalim bir de çizgi roman. En azından çizgi romanı Allah ömür verirse ve fırsat tanırsa bir gün yapacağım. Onu çok istiyorum. Vakit olmuyor, çizgi roman biraz vakit isteyen bir iş sonuçta. Kitap yazmaya da benzemiyor. Kitabı hem yazıyor hem resimlendiriyorsunuz. Biraz rahatlayayım, o çizgi roman çıkacak. Kafamda da bir sürü proje var onunla ilgili.

Ceren: Ben tekrar aşık oldum şu an kocama…  (Tebessüm)

CT: Emir Bey sizin sesiniz oldukça beğeniliyor, Kızkaçıran’ın tanıtım klibini de siz seslendirdiniz. Bu alanda işler yapmayı düşünür müsünüz?

Emir: Her teklife açığım. (Tebessüm)

CT: Oyunculukla da birleştirecek olursak bir müzikal projesinde mesela…

Emir:  Büyük konuşmayayım ama çok büyük bir proje olmadıkça düşünmüyorum. Müzik, bakalım belki olabilir. Onun için de özel bir proje gerekiyor. Buna örnek, Anadolu ezgileri ile cazı bir araya getiren, Dolapdere Big Band gösterilebilir.  Öyle özel bir projede şarkı söylemek isterim.  

CT: Son sorumuzu da soralım. Casting Türkiye sektörde hayalleri olan herkese kendilerini gösterebilme fırsatı sunuyor. İki profesyonel oyuncu olarak, kendisini geliştirmek isteyenlere ne gibi önerilerde bulunursunuz? Uzak durmalarını ya da yapmalarını tavsiye ettiğiniz şeyler nelerdir?

Ceren: Çok güzel oyunculuk atölyeleri var, tabi ki küçük bir rol için bile olsa oyunculuk eğitimi almış olmaları gerekiyor. Oyunculuk bitmeyen bir meslek. İzleme, görme, okumayla da gelişen bir meslek. Bu işi yapan insanları seyretmeleri, takip etmeleri, piyasayı izlemeleri, kimin neler yaptığına da bakıyor olmaları lazım. Eğer yurt dışında da bir kaç yerden eğitim alma veya üniversite de bu alanı okuyorlarsa ne mutlu onlara…

Emir: Sabırla iş üretmenin ve üretimde ayrıntıya girmenin keyfini yaşamayı öğrenmeliler. Bakın bizim üniversitede açık sınavlarımız vardı. Açık sınav demek şu demek: Hoca sabahtan soruyu sorar, sonra derki “Akşam 5’te cevabı, masamda istiyorum.” Hoca gider. Sen artık cevabı bir şekilde bulmalısın. İnternete mi giriyorsun, kütüphaneye mi gidiyorsun, araştırma mı yapıyorsun o senin bileceğin iş. Kopya söz konusu değil yani. Şimdi dönüp baktığımda üniversitede bana en çok bu açık sınavlar bir şeyler öğretti. Neden derseniz, hocalar bize orada, araştırmanın ve sabırla ve o az zamanda bir şeyler bulmanın, sıkıntı çeksek de bir şeyler öğrenmenin hazzını yaşatıyorlardı. Şimdi her şey çok hızlandı. Google’a yazıyorsun size ne arıyorsanız çıkarıyor. Kimsenin aklında artık telefon numarası yok. Anlatabiliyor muyum ne demek istediğimi? Hani öğretimdeki sabrın ve bilgiyi bir çabalamayla araştırıp bulmanın hazzı, keyfi ortadan kayboldu. E noldu şimdi. Bunun hazzı ortadan kaybolunca artık yavaş yavaş sabırsız olundu. Biz 56k modemle 45 saatte internetin bağlandığı, bir buçuk saat bir programın yüklenmesini beklediğimiz ilk teknoloji çağının başlangıcında olan bir nesiliz. Ama şimdi o internet iki saniyeliğine kopsun, bir saniyede indireceği şeyi 5 saniyede indirsin hemen kıyametler kopuyor. Şimdi bir şeyler üretmenin ana arteli sabır ve bilgisiz sabır olmaz. Siz ne olacaksanız olun bunu aklınızdan çıkarmayın. Bilgi ve sabır, bundan başka bir yol yok.

CT: Çok teşekkür ederiz. Ayrıca eklemek istediğiniz…

Ceren: 8 Nisan’da vizyona giren Kızaçıran filmini mutlaka seyredin! Teşekkürler.

İlgili Gönderiler

Yorum yaz